Fon krizinde kürsü vaadi bu kez bir deyim tartışması değil, pazar gününden pazartesi akşamına uzanan kabine ritüelinin ardından okunan cümlelerle 455 bine yaklaşan yatırımcının kilitlenen birikimini aynı karede gören vatandaşın iç yargısına dönüşüyor. Önemli açıklama beklentisi pompalanıyor, hazır metin seslendiriliyor, kameralar elleri dizlerinde bekleyen bakanlara çevriliyor. Recep Tayyip Erdoğan (RTE), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Hazine ve Maliye Bakanlığı (HMB) ile Adalet Bakanlığı (AB) bu sahnenin resmi çerçevesini oluşturuyor. Aşağıda ritüelin nasıl kurulduğu, kilitlenen birikim ile okunan sözün neden çarpıştığı, hazır metnin güvene maliyeti, hesap sözü ile denetim temposu ve küçük tasarruf sahibini koruyacak refleks ele alınacak. Ritüelin mekaniği anlaşılmadan sonraki tartışma yarım kalır ve ilk alt başlık bu mekaniği açar.
Kabine ritüeli neden her pazartesi aynı sahneyi üretiyor?
Pazar günü başlayan anons zinciri artık bir haber tonundan çok sahne provasına benziyor ve izleyici ertesi günkü konuşmayı önceden ezberletilmiş bir paket gibi bekliyor. Eski dilde bakanlar kurulu denilen toplantı yeni dilde kabine diye sunulunca sözcük değişiyor ama bekleyiş aynı kalıyor. Kanallarda az sonra açıklama yapılacağı, az sonra canlı yayın başlayacağı, az sonra metnin okunacağı saatlerce tekrarlanıyor. Bu tekrar içeriğin ağırlığını artırmıyor, yalnızca gerilimi şişiriyor ve izleyiciyi yoruyor. Salonun kapısı kapandığında bağımsız soru sorma ihtimali de kapanıyor ve kabine konuşması henüz ilk cümle kurulmadan bir gösteriye dönüşüyor. Böyle bir düzende haber olayın kendisinden önce beklentinin yönetilmesine evriliyor. Gösteri uzadıkça asıl dosya perdenin arkasında beklemeye bırakılıyor ve bırakılan dosya evde büyüyor.
Toplantı bittiğinde kameraların yönü değişiyor ve bakanlar tek sıra halinde, elleri dizlerinin üzerinde, ölçülü bir sessizlikle bekliyor. Bu görüntü tesadüf değil, disiplini görünür kılan bir düzenlemeye dönüşmüş durumda ve her hafta aynı kare yenileniyor. Kürsüye çıkan isim çoğu kez kendi cümlesini kurmuyor, önüne konulan metni okuyor. Okumak ile konuşmak arasındaki fark burada teknik bir ayrıntı değil, siyasi sorumluluğun nasıl taşındığını gösteren bir çizgi. Bu çizginin üzerinde Fon krizinde kürsü vaadi hazır kâğıdın seslendirilmesinden sonra daha da keskin bir imtihana giriyor. Çünkü vatandaş yaşadığı somut kaybı ezberlenmiş bir üslupla teselli edilmeye çalışıldığını düşündüğünde güveni değil mesafeyi büyütüyor. Mesafe büyüdükçe alkış salonda kalıyor, şüphe ise evde her defasında çoğalıyor.
Eleştirel kalemlerin bu salona alınmaması sahnenin tamamlayıcı parçası gibi duruyor ve kapalı devre bir kamuoyu üretiyor. Sert bir sorunun linçle karşılanacağı korkusu bir yana, asıl sorun o soruya doyurucu yanıt üretilememesi. Davetli ve yandaş çerçeve alkışı garanti ediyor ama kamuoyunun şüphesini azaltmıyor. 3 saat süren bir değerlendirme bile dışarıda kalan soruları içeri taşımıyorsa süre uzunluğu nitelik sayılmıyor. Bu nedenle kürsüdeki söz kişisel bir hıncın hedefi değil, kapalı salonun doğal ürünü olarak beliriyor. Açık soru yoksa açık hesap da gecikir ve geciken hesap her yeni pazartesiyi daha boş gösterir. Şişen anons boşluğu gizlemez ve gizleyemez, yalnızca sahneyi kalabalık gösterip dosyayı inceltir.
Ritüelin asıl maliyeti zaman değil anlamın aşınmasıdır ve bu aşınma haftalarca birikerek bir alışkanlığa dönüşür. Her pazartesi aynı merdiven, aynı sıra, aynı alkış ve aynı kapanış cümlesi tekrarlanınca izleyici metni değil kalıbı tanımaya başlıyor. Fon dosyası gibi 455 bin 758 yatırımcıyı ilgilendiren bir konu bu kalıba sıkıştırılınca ağırlık görünmüyor, yalnızca gösteriye dönüşüyor. Sektörel etki burada hemen ortaya çıkıyor çünkü sermaye piyasası güveni reklam cümlesiyle değil öngörülebilir kuralla büyür. Bu yüzden Fon krizinde kürsü vaadi sahnenin estetiğine değil sahnenin boşluğuna bakılınca anlamını yitiriyor. Kalıp bozulmadan cümle değişse bile sonuç değişmiyor ve yatırımcı bir sonraki anonsu da aynı süzgeçten geçiriyor. Süzgeç yerleşince her yeni söz eski sözün gölgesinde okunuyor ve gölge kalıcılaşıyor.
Kilitlenen birikim ile okunan vaat neden aynı karede durmuyor?
17 Eylül kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun tasfiyeye alınması, küçük birikimini bu araçlarda tutan yüz binlerce kişiyi bir anda kilitli bir bekleyişe soktu. Kimileri 1 milyon liranın altında mütevazı tutarlar koydu, kimileri evini barkını bu getiri umuduna bağladı. Kürsüde hak yenmeyeceği söylenirken dışarıda para hareketi durmuş, işlem askıya alınmış, çıkış kapısı daralmış vaziyette. Bu tabloyu sınırlı bir piyasa arızası diye nitelemek etkilenen hanelerin sayısını küçültmüyor ve kira ile kart borcunu ertelemiyor. Bu noktada hazır metin vaadi hayatın temposundan kopuk durduğu için makas açılıyor. Makas açıldıkça her yeni cümle eski cümlenin faizini ödüyor ve faiz birikimi güveni kemiriyor. Kemirilen güven, bir sonraki tasarruf kararını da sakatlıyor.
Hak yemeyiz cümlesi doğru bir ilke gibi duruyor ancak ilke dosyanın içinde isim, tarih ve tutar görünce sınanıyor. Mahkeme önünde hesap verilecek denmesi de aynı sınava bağlı çünkü vaat işlemle birleşmezse afişte kalır. Eski ve yeni bakanlar, milletvekilleri, genel müdürler ve belediye şirketleri spekülasyon konusu olduğunda genel ahlak nutku yetmiyor. 46 şirket, 18 fon ve 42 kişi hakkında malvarlığı tedbiri gibi adımlar atılmış olsa da vatandaş henüz kendi hesabında çözülme görmeden rahatlamıyor. Bu yüzden Fon krizinde kürsü vaadi hukuku inkâr etmiyor, hukuku görünür kılmayı isteyen bir ölçüte dönüşüyor. Görünürlük gecikirse ilke afişe dönüşür ve afiş her hafta yenilense de duvardan inmez. Duvarda kalan afiş, evdeki bakiyeyi ısıtmaz.
Meydan meydan dolaşıp yolsuzluğu savunanlara benzemeyeceğiz vurgusu siyasi rakibi hedefleyen bir karşılaştırma olarak kuruluyor ve bu kurgu salonda alkış topluyor. Karşılaştırma kendi kadrosundaki şüpheleri silmiyor, yalnızca sahneyi kaydırıyor ve merceği başka yere çeviriyor. İçeriden bilgi sızıntısı iddiaları, tasfiye kararından hemen önceki çıkışlar ve nüfuz kullanımı spekülasyonu dururken rakibi işaret etmek dosyayı kapatmıyor. Küçük yatırımcı ise merceğin nereye çevrildiğini değil kendi bakiyesinin ne zaman çözüleceğini soruyor çünkü kira ve kart borcu rakibin mitinginde durmuyor. Bu sorunun yanında toplantı sonrası açıklama karşılaştırma dilinin yetersizliğini daha da görünür kılıyor. Yetersizlik rakibi mahkûm etmekle kapanmıyor, çünkü bakiye rakibin meydanında değil kendi hesabında duruyor. Hesap suskun kaldıkça cümle inceliyor ve incelenen cümle bekleyişi kısaltmıyor.
Dikkatli hareket ediyoruz sözü sermaye piyasasının doğası gereği temkinli olunması gerektiğini hatırlatıyor ve bu hatırlatma yerinde duruyor. Temkin doğrudur çünkü alelacele bir ödeme formülü yeni bir adaletsizlik üretebilir ve büyük oyuncuyu öne çekebilir. Ne var ki temkin şeffaflığın yerine geçemez, takvimsiz temkin bekleyiş üretir ve bekleyiş haneyi yorar. 1 milyon liranın altındaki hesaplara öncelikli ödeme fikri konuşulurken ölçütün, günün ve itiraz yolunun aynı anda açıklanması gerekir. Aksi halde resmi nutuk temkini gizleyen bir bekleyişe dönüşür. Bekleyiş uzadıkça piyasa kuralı değil kulisi fiyatlamaya başlar ve kulis fiyatı küçük tasarrufu ezer. Ödüllenen büyük oyuncu bir sonraki turda da aynı kapıdan çıkar ve kapı küçük oyuncuya dar gelir.
Alınacak önlem burada teknik bir ayrıntı gibi duruyor ama aslında hanenin mutfağına iniyor ve soğuk bir hukuk cümlesi olmaktan çıkıyor. Tasfiye edilecek fonlarda kalan varlıkların bağımsız değerlemesi, içeriden öğrenilen bilgiyle yapılan satışların geri alınması ve öncelikli ödeme kuyruğunun tutar grubuna göre sıralanması üç ayaklı bir koruma sağlar. Bu üç ayak kurulmazsa 455 bin 758 kişi aynı koridorda birbirini ezer ve güçlü olan önce çıkar. Koridor daraldıkça öfke değil umutsuzluk büyür çünkü umutsuzluk sessizdir ve sessizlik yokluk sanılır. Umutsuzluk bir sonraki tasarruf kararını da zehirler. Zehirlenen tasarruf yastık altına çekilir ve piyasa daralır, daralan piyasa ise yeni mağdur üretmeye gebedir. Yeni mağdur eski vaadin faturasını öder ve fatura evde birikir.
Kurumlar arası kurul, yardımcı başkanlığında tam yetkili bir masanın kurulması ve Devlet Denetleme Kurulu görevinin açılması idarenin dosyayı ciddiye aldığını gösteren işaretler. İşaret ile sonuç arasında mesafe vardır ve mesafe kapanmadan işaret zafer sayılmaz. HMB ve AB sunumları kabineye anlatılmış olabilir, SPK kararları alınmış olabilir, yine de sokak kendi bakiyesini görmeden bu işaretleri yeterli görmez. Bu yüzden Fon krizinde kürsü vaadi kurulların varlığını inkâr etmez, kurulların tempo ve şeffaflığını ölçer. Tempo görünür olursa dil de inandırıcı olur. İnandırıcı dil bir sonraki ritüeli de hafifletir ve hafifleyen ritüel haberi yeniden içeriğe yaklaştırır. İçeriğe yaklaşan haber sahneyi değil bakiyeyi ve takvimi konuşturur.
Hazır metnin güven ve piyasa üzerindeki asıl maliyeti
Hazır metin hata riskini azaltır, mesajı hizalar, kadroyu aynı cümlede tutar ve bu avantajlar inkâr edilemez. Ancak aynı metin lideri konuşan özne olmaktan çıkarıp seslendiren figüre çevirdiğinde siyasi maliyet büyür çünkü özne kaybolunca sorumluluk da dağılır. Dünya üzerinde en çok okuyan lider imgesi gazete ve kitap okumakla değil kâğıttaki satırı seslendirmekle özdeşleşince ironi kendiliğinden doğar. İroni bir kez yerleşince her yeni cümle içeriğinden bağımsız olarak Fon krizinde kürsü vaadi süzgecinden geçer. Süzgeç kalınlaştıkça alkış salonda kalır, şüphe evde büyür. Evde büyüyen şüphe ertesi pazarın anonslarını da aynı kuşkuyla karşılar ve anonsun hacmi inandırıcılığı artırmaz. Artmayan inandırıcılık yeni bir kâğıt daha ister.
Güven tekrar edilen sıfatlarla değil tutarlı işlemle birikir ve işlem görünmeden sıfat yorulur. Fon piyasasında kuralın herkese aynı anda uygulanması, bakan yakını ile küçük esnafı aynı kuyruğa sokması, içeriden bilgiyle erken çıkanı geri çağırması gerekir. Aksi halde metindeki ahlak işlemdeki ayrıcalığı örtmez ve örtü herkesin gözüne batar. Bu yüzden hesap vaadi üsluba değil işleme bakılınca anlam kazanır. İşlem görünürse üslup da rahatlar. Rahatlamayan üslup her hafta yeni bir gösteriye ihtiyaç duyar ve gösteri çoğaldıkça içerik incelir. İncelen içerik güveni taşıyamaz hale gelir ve taşınamayan güven bir sonraki fon kapısına uzun süre gölge düşürür, gölge düşünce tasarruf kaçar.
Uzman bakışı burada netleşir çünkü sermaye piyasası bir vaaz alanı değil fiyat keşif alanıdır ve fiyat vaaz dinlemez. Fiyat kimin ne bildiğini, kimin ne zaman çıktığını ve kimin içeride kilitlendiğini koklar. 18 milyar doları aştığı ileri sürülen etkilenen varlık büyüklüğü tartışılsa bile asıl mesele tutarın büyüklüğünden çok kuralın kırılganlığıdır. Kırılgan kural yerli tasarrufu da yabancı sermayeyi de ürkütür. Bu ürkme Fon krizinde kürsü vaadi kuşkusunu doğrudan fiyata yazar. Fiyata yazılan kuşku nutukla silinmez, yalnızca işlemle incelir ve işlem geciktikçe prim kalıcılaşır. Kalıcı prim büyümeyi ve istihdamı birlikte cezalandırır, cezalanan büyüme ise hanenin gelecek umudunu uzun süre incitir.
Hesap sözü ile denetim temposu arasındaki boşluk nasıl kapanır?
Hesap verecekler cümlesi yargının bağımsız işlediği bir iklimde güçlüdür ve bu güç dosyanın tempo eşitliğinden gelir. Aynı cümle dosyanın kimlere yaklaştığı belirsizken zayıf düşer çünkü belirsizlik seçilmiş adalet şüphesi üretir. Vatandaş şüphelinin unvanına göre tempo değişip değişmediğini izler ve bu izleme bir heves değil bellek işidir. Tempo değişirse vaat seçilmiş bir adalete dönüşür. Bu yüzden kürsü dili mahkemeyi hedef almaz, mahkemenin önündeki süzgeci sorar. Süzgeç şeffaf olursa vaat de ağırlaşır ve ağırlaşan vaat alkışa ihtiyaç duymaz. İşlemden gelen ses gösteriye ihtiyaç duymaz ve duyurmaz, çünkü işlem kendi ağırlığını taşır ve görünür kılar.
Denetim boşluğu üç yerde birikir ve her biri diğerini besler, bu yüzden tek bir yama yetmez. Birincisi tasfiye kararından önceki işlemlerin geriye dönük taranmamasıdır ve bu tarama yapılmazsa erken çıkan avantajını korur. İkincisi kamuoyuna verilen özetin ayrıntıyı gizlemesidir çünkü özet güven değil sis üretir. Üçüncüsü mağdur hattının dağınık bırakılmasıdır ve dağınık hat güçlü olanı öne çeker. Bu üç delik kapanmadan 500 bin dolayında konuşulan mağdur kitlesi kendi dosyasını kendi imkânıyla takip etmek zorunda kalır. Kendi imkânıyla takip yorgunluğu büyütür. Yorgunluk siyaseti değil tasarrufu cezalandırır ve cezalanan tasarruf bir sonraki aracı da uzun süre reddeder, reddedilen araç piyasayı daraltır.
Belediye şirketleri, genel müdürlükler ve partiye yakın portföy ağları spekülasyon konusu oldukça genel temizlik vaadi yetmez. Her iddia mahkûmiyet değildir, her mahkûmiyet de iddianın yokluğu değildir. Ara yerde soruşturmanın tempo eşitliği durur ve bu eşitlik görünmeden alkış inandırıcı olmaz. Tempo eşitliği sağlanmazsa alkışlanan cümle dışarıda kalan isimler yüzünden aşınır. Aşınma büyüdükçe bellek gösteriye kanmaz. Bellek unvanı değil işlemi saklar ve saklanan işlem bir sonraki seçim sandığından önce hanenin mutfağında konuşulur. Mutfaktaki konuşma salondaki alkışı bozar ve bozulan alkış yeni bir metinle tamir edilmez, çünkü tamir görüntüsü yeni ve daha geniş bir boşluk üretir.
İdari refleksin üçüncü katmanı benzer krizin tekrarını önleyecek kural setidir ve bu set yazılmazsa dosya kapanmış gibi görünür. Portföy yönetim şirketlerinde nitelikli pay sahipliğinin şeffaflaşması, yöneticilerin birinci derece yakınlarının aynı fondaki işlemlerinin kısıtlanması ve SPK kararlarının gerekçeli özetinin aynı gün yayımlanması tekrar riskini düşürür. Bu kural seti kurulmazsa bugünkü dosya kapanır, yarın başka bir kısa adla açılır. Kısa ad değişince kuşku değişmez. Kuşku yerleşik hale gelirse piyasa primi kalıcılaşır. Kalıcı prim büyümeyi değil kaçışı ödüllendirir ve kaçış başladıktan sonra nutuk geri çağırmaz. Dönmeyen fiyat istihdamı ve tasarrufu birlikte incitir, incinen tasarruf bir sonraki kapıya gitmez.
Boşluk kapanırken dilin de sadeleşmesi gerekir çünkü süslü cümle kilitli bakiyeyi açmaz. Sınırlı sorun, sistemik risk yok, dikkatli ilerliyoruz cümleleri hanenin kira ve kart borcunu ötelemez. 3 saatlik zirve, 3 günlük takvim ve 3 ölçülebilir hedef olmadan sahne olarak kalır. Sahne uzadıkça izleyici içeriği değil jesti konuşur. Jest konuşulunca siyaset gösteri düzlemine sıkışır. Sıkışan dil dosyayı büyütür ve büyüyen dosya bir sonraki kabineyi de esir alır. Esir alınan kabine yeni bir anons daha üretmek zorunda kalır ve anons çoğaldıkça inandırıcılık azalır, azalan inandırıcılık ise görünür ve ölçülebilir işlem hemen ister.
Küçük tasarruf sahibini koruyacak refleks neden gecikmemeli?
Küçük yatırımcı bu dosyanın en sessiz ve en kalabalık tarafıdır ve sessizliği yokluk sanılmamalıdır. 10 bin liralık umutla giren ile 1 milyon liranın altında kalan hesap aynı koridorda büyük oyuncuyla yarışmamalı. Öncelikli ödeme iddiası bu yüzden değerlidir, fakat iddia tek başına ödeme değildir. Ödeme günü, ödeme oranı ve itiraz yolu aynı metinde yer almalıdır. Aksi halde koruma vaadi de yer. Yerince bir sonraki birikim yastık altına döner ve yastık altı haneyi enflasyona karşı korumaz. Daralan piyasa yeni umut avcıları üretir ve üreyen avcı sessiz kalabalığı yeniden ve acımasızca hedefler, hedef büyüdükçe güven erir.
Yastık altı enflasyonun yüksek olduğu bir iklimde haneyi korumaz, yalnızca piyasayı zayıflatır ve zayıf piyasa herkesi incitir. Zayıf piyasa şirketin ucuz finansmanını da vatandaşın emeklilik tasarrufunu da incitir. Bu yüzden dosyanın kapanışı yalnızca ceza hukuku başarısı değil iktisadi onarım işidir. Onarım SPK bağımsızlığının görünürlüğüyle, HMB iletişiminin sadeleşmesiyle ve AB temposunun eşitlenmesiyle yürür. Yürümezse her yeni kabine pazartesisi aynı yankıyı üretir. Yankı güveni değil mesafeyi çoğaltır ve mesafe büyüdükçe sahne kalabalık kalır. Uzak kalan salon yeni bir metin daha ister ve metin çoğaldıkça tahammül uzun süre sınanır, sınanan tahammül deyimi evde diri tutar.
Sonuç olarak sahne, metin ve söz üçlüsü 455 bin 758 kişilik somut dosyayı örtmez. Örtmek de gerekmez çünkü örtülen yara iyileşmez, yalnızca kokusu değişir. İyileşme kimin ne zaman çıktığının yayımlanması, kimin içeride kaldığının sayılıp sıralanması ve kimin hesabının hangi gün çözüleceğinin takvime bağlanmasıyla gelir. Takvim bağlanırsa kürsüdeki cümle de ağırlaşır. Ağırlaşmayan cümle yargıyı haklı çıkarır. Haklı çıkan yargı bir sonraki ritüeli de boşaltır ve boşalan ritüel haber olmaktan çıkar. Tekrar edilen kare çoğaldıkça anlam incelir ve incelenen anlam hanenin uzun bekleyişini kısaltmaz, kısaltmayınca deyim evde diri kalır.
Bu yazının tuttuğu yer kişiyi hedeflemek değil, tekrar eden gösteri ile kilitlenen birikim arasındaki makası görünür kılmaktır. Makas kapanırsa deyim de sönümlenir çünkü deyim boşluğa bakarak yaşar. Boşluk durursa her yeni açıklama eski açıklamanın gölgesinde okunur. Gölgede okunan metin ne kadar dikkatli yazılmış olursa olsun inandırıcılığını salonda bırakır. Salonda kalan inandırıcılık evdeki bakiyeyi ısıtmaz. Isınmayan bakiye siyaseti değil haneyi yorar ve yorulan hane bir sonraki vaadi daha soğuk dinler. Soğuk dinlenen vaat sahneyi büyütüp içeriği küçültür ve küçülen içerik makası diri tutar, diri kalan makas ise haneyi uzun süre yorar.
